Şile’de trekking bir başka

İşte bir şile macerası…

Bu sabah ayrı bir heyecanla uyanıyorum. Çünkü bugün Şile günü. Hep gitmek istediğim yere işte bugün gidiyorum. İstanbul’da trekking yapılacak yerlerden en güzeli Şile. Zamana karşı yarışarak Şile’ye hareket edeceğimiz noktaya geliyorum. Otobüs, metrobüs ve tekrar otobüs aktarması yaparak… Ve hareket zamanı geliyor otobüsteki yerlerimizi alıyoruz. Yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuğun bizi beklediğini söylediler. En azından trafik yok ve Şile için buna değer.

İstanbul çıkışına doğu yaklaştıkça evlerin sayısıyla birlikte binaların kat sayıları da azalıyor. Ve yeşil alanlar görünmeye başlıyor. Şile’ye iyice yaklaştığımızda diyorum ki burası bir Karadeniz mi… Yeşillikler mi dersin fındık bahçeleri mi dersin inekler atlar tavuklar mı dersin küçük köy evleri mi dersin adeta köyümü hatırlattı.

Fasulyeler, mısırlar, doğal köy ürünleri satan yol kenarındaki köylüler… Köy kahvaltısı veren köylülerin hazırladığı yine o ortama uygun kahvaltı masaları kafe diyeceğim ama bu ona uygun düşmüyor. Ve nihayet yol bitiyor ve araçlarımızdan iniyoruz. Önce bir hatıra fotoğrafı çekiniyoruz ve görevli arkadaşlar bizi bilgilendirmeye başlıyor. Yaklaşık 7-8 km lik bir yürüyüş yapacağımızı söylediklerinde ben çok şaşırıyorum ve çok olduğunu düşünüyorum. Hiç bilmediğimiz bir köyde hiç tanımadığımız insanların doğasında tanımadığımız arkadaşlarla birlikte bir yolculuğa çıkıyoruz. Trekking sırasında bize eşlik edecek 2 jandarma 1 ilkyardım görevlisi 2 arama kurtarma köpeği ve görevlilerimiz bize eşlik edecek. İşin böyle olduğunu görünce hem seviniyor hem heyecanlanıyor hem de güvenim artıyor. Bizim bütün güvenlik önlemlerimizi almaları bize değer verip yaptıkları işi önemsemeleri çok hoştu açıkçası. Nihayetinde ben böyle bir şey beklemiyordum. Köy meydanında da bir ambulans hazır şekilde bizim için bulunuyor.

Şile’de trekking
Şile’de trekking

Yaklaşık 56 kişiyiz. Ve bu 56 kişi tek sıra halinde yürüyüşe başlıyor. Köpeklerden çok korkan biri olmama rağmen şimdi 2 köpek benim ve diğer arkadaşlarım için bu yürüyüşe katılmış bulunuyor. Bir yol kenarı boyunca dağların tepelerin manzarasına baka baka yürüyoruz. Ve sonunda o gördüğümüz manzaranın içinde buluyoruz kendimizi.  Etrafı ağaçlarla kaplı bir göl kenarından yürümeye devam ediyoruz. Patika yolları tek sıra halinde arşınlıyoruz. Yavaş yürüyen arkadaşlarımız önde… Ağaçların göl üzerindeki yansımaları muhteşem… Bakmaya doyamıyoruz. Bütün karmaşadan uzak trafiğin olmadığı huzur dolu bir doğanın içindeyiz artık. Ormana kamp kurmuş insanlar, bizler gibi trekking yapan başka ikişerli üçerli arkadaşlar balık tutan beyler yürüyüşümüz boyunca gördüğümüz onlar gibi olmak istediğimiz tatil insanları… Dağ tepe bayır dere tam anlamıyla bunların hepsinden geçtik.

Şile’de balık tutan kampçılar
Şile’de balık tutan kampçılar

Sonbaharda bulunuyor olmak yaprakların dökülmeye başladığı zamanlar ve yağmurun yağmadığı şanslı bir gün… Elbet yağmur yağsa tabi bu yine güzel olurdu ama bizi zorlayabilir ve taşların daha çok kayganlaşmasına neden olurdu. Suların ıslattığı taşların üzerinde düşmeden kaymadan yürüyebilmek bir mücadele işiydi. Telefonumuzun çekmediği, doğayla baş başa bir yer…

20 ve 40 dakikalık iki mola verdik ve son yürüyüşe devam ettik. Geri dönerken gittiğimiz yol yokuştu. Orda bacaklarımın ağrıdığını hissettim ama normal tempoda yavaş adımlarla istediğimiz gibi yürüdüğümüz için acele etmedim ve kendimi yormamaya çalıştım. Ve harika geçen bir trekking sonrası geri dönmek için başladığımız noktaya geri geliyoruz.

Bir daha görüşmek üzere Şile… Değişmeden, bozulmadan kalman dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir